14 Mart 2013 Perşembe

yeni bir hayatın acemileri

Ait olmadığım koca bir şehirde,beni anlamayan,dinlemeyen insanlarla beraberim.Bu şehirde herkes üzgün artık,herkesin kendince dertleri,sorunları var.Öyle ki hepsi bıkmış,inandırıcı gülüşler bile yok yüzlerinde.Sevmeye değer bulamamış hiçbiri ya da hepsi yanlış kişiyi sevmiş.
Yeni yerler keşfedeceğim hiç kimse yok burda,yağmurda ıslanacağım,yüksek sesle müzik dinleyeceğim,beraber kahkaha atacağım,bana bu şehri sevdirecek kimse yok.
Teorikte insanlar evlerinde huzurlu,mutlu oluyorlarsa burası evim mi değil yoksa? Göçebe hissetmem bundan mı yani...
Sonraki günler daha doğmadan bitiyor.
Bu şehir ağzıma sıçıyor.
Kaç yaş daha olgunlaştım şimdi,kaç umudum daha tükendi?
İşte tam bu kırılma noktasında farkediyorum ki insanlar yalnızlığı seçmiyorlar,ona pes ediyorlarmış.
O inandığım koskoca kelimelerimin hepsinin altında kaldım şimdi;hiç yalnız kalmadım diyordum ya hani aslında en başından beri tekbaşınaymışım mesela.
Ama en dipte olmak o kadar da kötü değil aslında yok pollyannacılık değil realistlik bu çünkü en azından daha aşağısı olmadığını biliyorum artık.Sadece beni dibe çeken zihnimin ağırlığından ve palyaço olmaktan korkuyorum;ağlayamadığından gülmekten !
Burda sözü C.Süreyya hakediyor tabi


bir de hani her şarkının tam olarak anlaşılabilmesi için yaşanması gereken bir geceye ihtiycacı varmış ya işte ona itafen bu gece anlaşılan aşağıdakidir;



küçüğüm daha çok küçüğüm bu yüzden bütün korkularım,gururum bu yüzden...
ne kadar az yol almışım ne kadar az yolun başındaymışım meğer,elimde yalandan kocaman rengarenk geçici oyuncak zaferler,küçüğüm daha çok küçüğüm...

ve şimdi tam da Antoine Roquentin dediği gibi "İki kent arasındayım, biri bilmiyor beni, öteki artık tanımıyor."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder