27 Ocak 2011 Perşembe

le pianiste

Artık Varşova'da bazı lokantalara,barlara,çeşitli parklara "Yahudiler Giremez" levhaları asılıyordu.Düzenli,güzel bir yaşantısı olan piyanistin ve ailesinin huzurları bozulmaya başlamıştı.Annesi,babası,kardeşleri ve Varşova'daki tüm yahudilerle Alman askerler tarafından çeşitli yerlere yerleştiriliyorlardı.Paraları tükenmişti,açlık sınırına gelmişlerdi.Birgün oturdukları yere Alman askerleri geldi ve tüm yahudileri küçük Getto'lara yerleştireceklerini bunun için de toplanmalarını söyledi;sert bir dille...Getto Almanların oturdukları yerden uzun,kocaman duvarlarla ayrılan küçücük bir bölgeydi ve tam üç yüz atmış bin yahudi buraya yerleşecekti.
Wladyslaw Szpilman ve ailesini de birkaç parça eşyaları ile birlikte tüm yahudilerin trenin gelmesini bekledikleri yere götürdüler.Bekledikleri yerde kimi sessizce olacakları bekliyor,kimileri Alman askerleriyle boğuşuyor,kimileri de ağlıyordu biçare...Kimileriyse çocuğuna içirecek birkaç damla su dileniyordu...
"nasıl yapabildim,nasıl yapabildim nasıl?" diye ağlayan kadın ise aralarındaki en kötüsüydü herhalde.Kadın,kocası ve bir bebeğiyle yaşıyormuş.Askeler evlerini basınca gardroba saklanmışlar,tam o sırada bebek ağlamaya başlayınca kadın askerler yerlerini bulmasın diye panikleyerek bebeğinin ağzını eliyle kapatmış.Bebek nefes alamayınca ellerinin arasında ölmüş...Durumu daha da kötüleştiren ise askerlerin tüm bunlara rağmen yerlerini bulması olmuş belki de!
Bunun gibi onlarca olay yaşamış insanlarla doluydu bekledikleri yer.Ve nihayet tren gelmişti.Piyanist ve ailesi trene doğru tüm yahudilerle birlikte ilerlemeye başladı.Bu izdihamın içinde bir asker eli piyanisti onların içinden çekip aldı ve bi süre sonra buraya yerleşimin tekrar olacağını biraz beklemesini söyleyerek trene binmesini engelledi.Bu asker piyanistin arkadaşıydı ve ona iyilik yaptığını sanıyordu.Ama Szpilman boşalmış şehirde tek başına kalmıştı,ne yapacağını bilmiyordu,hastaneleri,okulları,lokenataları ve bütün evleri dolaşıp yiyecek arıyor ve buldukları ile yetiniyordu.Birgün yine çatı katında kaldığı evin mutfağını karıştırırken bir Alman askeri onu gördü;
"- Kimsin sen?
- Wladyslaw Szpilman
- Bu boş şehirde tek başına ne yapıyorsun?" dedi,piyanist cevap veremedi ve öldürüleceğini düşünerek başını öne eğdi.
"- Ne iş yapardın? " diye devam etti asker,Szpilman ;
"- Piyanistim " dedi.Asker şaşkınlığını görerek bastırmak istedi ve odadaki piyanoyu göstererek çalmasını istedi,Szpilman çalmaya başladı.Bitirince öldürülüceğini düşünüyordu ama asker üzerindeki paltosunu çıkarıp piyaniste verdi ve gitti...Ertesi gün tekrar gelen asker elindeki paketi Szpilman'e uzattı ve;
"- Biz gidiyoruz,sana yiyecek getirdik,burda birkaç hafta sonra yahudi yerleşimi olacak" dedi ve gitti.Wladyslaw Szpilman birkaç hafta o yiyeceklerle idare etti ve askerin dediği gibi sonrasında yerleşimin olduğunu gören piyanist yeni bir hayata başladı tabi piyano çalmaya devam ederek...

inanç!..

"- Evren ne kadar büyük ?
- Sonsuz
- Nerden biliyoruz?
- Tüm veriler bunu gösteriyor?
- Kanıtlanmış mı?
- Hayır!
- Peki o halde nerden biliyoruz?
- Bilmiyoruz,inanıyoruz..."
...diyorlardı çok etkileyici bulduğum filmlerden biri olan 'A Beatiful Mind / Akıl Oyunları'nda Nobelli profesör John Nash'i canlandıran Russell Crowe ve eşini canlandıran Jennifer Connelly.
...bilmiyoruz ama inanıyoruz !
Çoğu şey öyle değil mi zaten hayatımızda?Yani bilmediğimiz ama tüm kalbimizle inandığımız bir yığın şey yok mu şu dünyada?!

20 Ocak 2011 Perşembe

içine bak !

İnsanoğlu mutluluğu hor kullanıyormuş...
Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler ; " saklayalım ,zor bulsunlar,zor buldukları için belki kıymetini bilirler" diyerek başlamışlar tartışmaya.Sorun büyükmüş;mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü!
Kimisi "Everest'in tepesine saklayalım" demiş,kimisi "Atlas Okyanusu'nun dibine"demiş...
Tac Mahal'in kubbesi,Mekke sokakları,İtalyan sofrası,bir hastanenin yeni doğan odası,dondurma küllahı,şarap şişesi,sigara paketi,lale bahçesi,..
Pekçok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...
Derken meleklerden biri " içlerine " demiş " içlerine saklayalım,kimsenin aklına gelmez içine bakmak " !
İşte o gün bügündür mutluluk insanoğlunun kendi içinde saklıymış !..

Mutluluk ?

Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar ?.. Yoksa bizler mi seçildik bu yaşantılara?..
Gecenin sessizliğinin delen fırtınanın uğultusu arasında aklımı karıştıran soru işte bu !
Hepimiz mutlu mu hayatında? Hayır..belki de yalnızca mutlu değil
mutlu ve hüzünlü,
mutlu ve kederli,
mutlu ve ağlamaklı,
ya da mutlu ve sitemkar...
...
ama hiçbirimiz yalnızca mutlu değil yaşantısında,peki ama neden?hatta neden diye sorgulamalımıyız?
Bilmiyoruz..
Kendi çıkarlarımız doğrultusunda önümüze konan hayatta sorgulamasızca yaşıyoruz işte...