31 Aralık 2011 Cumartesi

"secret"ciler "murphy's law"cılara karşı iyi olan kazansın !


Düşünüyorum da bence en büyük savaş şu 'secret' cilerin 'murphy's law'cılara karşı olan savaşı olmalı.Hayır kafam karışıyor nasıl düşünmeli yeni yılda bilemedim hadi iyi düşünelim iyi bi yıl olsun diyorum da murphy atlıyor ordan "iyi bi yıl mı nihahahahaaaa 2011 için de aynını düşünmüştün n'oldu giren şemsiyelerin hepsi açıldı di mi hala ne secreti yeaa" diye.Mutlu,huzurlu,sakin,sağlıklı bi yıl diledik de 2011 öyle mi geçti yani? Aksine bol stresli,belalı,en sağlıksızından koskoca bi yıl girdi bildiğin.Diğer yandan annemin okuduğu şu pozitif düşünce kitaplarından "olumsuz düşünerek kötü durumları üzerimize çekme" muhabbeti var ki tartışmasız hayatımıza göbekten girdi.Hadi gel çık şimdi işin içinden...

secreti murphyi bilmem hocam sadece 2012 de pzt sendromu olmasın bu yıl illa bi sendrom yaşanmalıysa mesela kaçırılayım stockholm sendromu yaşıyım hiç olmazsa,sallanan salı yerine salına salına salı,çarşafa dolanan çarşamba yerine çarşı pazar çarşamba,perişan perşembe yerine perfect perşembeler istiyoruuuummm kutsal cumalar ve muhteşem haftasonlarına sözüm yok (ps*don't work be happy mood ;),
Kötü durumlar olcak tabi kazık kadar olduk alışıyorum artık ama tepkilerim de normal olsun istiyorum artık,
kafamıza kuş sıçsa bunu şans sayan bi milletin çocukları dimi biz hıh işte o kafa devam etsin 2012de diyorummm,
tabi bi de unutmadan bu yıl düşünmeden istediğim kadar çikolata yiyebilmek istiyorum ardından suçluluk psikolojisi hissetmeden,
bi de fenerbahçem hakettiği yerine geri dönsün diyorum,
unutmadan fok balıklarının bi de karetta karettaların soyu tükenmesin tabi,
en büyük hayal kırıklığımız sezen aksunun bu yıl albüm yapmaması olsun,
ayrıca yeni yılda bunca insan yalnızken bunca insan yalnız olmasın artık,
ve yeni yılda artık caaanım ülkemde dindarların istisnasız dinle başlayan cümleleriyle laiklerin Atatürkle başlayan cümleleri kapışmasın noooluur, 
son bi de her zaman ki dileğim mor kar da yağarsa tam süper olur :)
mutlu yıllar..

29 Kasım 2011 Salı

aşk başka kasımdadır.



Bu koşturmaca,yolculuklar,hep bi yerlere yetişme çabası yoruyor mu beni ? Bence hayır ama neden insanlar sürekli bi noktada yorulacağıma,sonunda düşeceğime inanıyor ve beni buna ikna etmeye müthiş bi çaba sarfediyorlar ?..
Kendileri yapamadıkları için mi (her şeye yetişemedikleri için mi ) ?
Kıskançlık mı yani bu ?
Şaşkınlık mı ya da ?
Belki de hiçbiri...yani biçok şeyde olduğu gibi alışılagelmişin dışında bişyile karşılaşan insanımız sadece karşı çıkar;sorgulamasızca karşı çıkar yalnızca ! Tüm mesele tam burda kitleniyor aslında;kendime bu noktada farklı görmem neden mi ? Sadece hiç bi zaman o katillerden olmadım ben;evet yargısız infaz edenlerden bahsediyorum tabi...Bu başka nasıl açıklanabilir ki ?
- handecim nasılsın ay çok yorgun görünüyorsun,şeker de çıkmış sende duydum çok özüldüm yorma bu kadar kendini neyin çabası bu bak sonunda tükenirsin uyarmadı deme

Bi kere sanane benim yorgun görünmemden ben senin göz altı torbalarını söylüyormuyum,hadi onu geçtim şekerime çok üzülmüşmüş üzülen insan lap diye yüzüme söylermi hadi ordan...hepsi bi yana neden sonunda tükenirmişim sen tükendin diyemi ? yani sonunda bunları söyleticekler o olcak ! Ben başka tanım bulamıyorum bu tip insanlara "katil" demekten başka baksana ayaküstü öldürdü beni.
Ama bu enerji hırsızı katilleri bile bi süre sonra umursamıyorum,çabuk mu alışıyorum ben ? Evet çabuk...Sonra da üzerime yıkılıyor herşey hem de birden ! Ama altından kalkmaya da hemen alışıyorum.
...müşkül mevkiler ?
Haşmet Babaoğlu'nun dediği gibi sevgim mi yoksa sevincim mi kırıldı ?
yalnızlığa ihtiyacım var sanırım...
Güç kazanmam için,aklımı toplamam için bana zaman tanıyan yalnızlığa...en azından bi süre için.
Çünkü yorgunum,ideallerimden yoruldum ve hiç bişeyden yorulmadım ideallelerimden yorulduğum kadar !
Mantıklı beraberlikler uğruna cami avlusuna bıraktığım neydi peki ?
Aşk mı ? Hayır hayır asla...
Sadece planlarım var benim herkese söylediğim planlarım ve zamanım doluyor farkındayım yumurta kapıya dayanınca çaresizlik psikolojisiyle hayata geçiririm ordanda hooop idealimdeki hande oluveririm dediğim planlarım :S Hayır dalga geçmiyorum kaldı ki dalga geçen hayat, önce o başlattı!
En karışık olduğum şu lanet senenin kasımında yalnızlığın diz boyu olması...
hayat çiğneyip balon yapıp yüzüme patlatıyor resmen! ve sonuç olarak yatcaz kalkcaz yatcaz kalkcaz hala bi mucize olmamışsa bu kez " aşk başka kasımdadır " demekten başka seçenek kalmıyor bana ;)

10 Ekim 2011 Pazartesi

öyle de böyle de geçiyor


şu ara aklımdakilerin en net hali bu şarkı işte !


hani fani bu hayat ümit bağlayamam olmadı diye oturup ağlayamam gönlü geniş olan sükutu öğrensin sevgimi yok yere ele bağlayamam gelir mi diye hayallere sığınamam... kemale eren kendinden versin
sevdim, kaç kere bilemem yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben zaman öyle de geçiyor
hayat böyle de bitiyor ama umudum cennetten
ben dalkavuk olanı hizaya getiremem sorma bana ben görünmezi göremem merak eden kendine yönelsin boşyere kimseyi oyalayıp üzemem geçici şeylere heves edip üzülemem fikrim, hevesimi alt etsin
sevdim, kaç kere bilemem yaşadım, yok inkar edemem
bıktım, senle baş edemem ben zaman öyle de geçiyor hayat böyle de bitiyor aman umudum cennetten
ben gözü görmeyene resim gösteremem değerimi bilmeze değeri öğretemem o önce, e haddini öğrensin biten sevgiye imrenip özenemem boş sözü duyup düstur edinemem eden, kendine ah etsin bildim lakin söylemem
gördüm ama izah edemem dünya, senle baş edemem ben
zaman öyle de geçecek hayat böyle de bitecek ebitsin, umudum cennetten sevdim, kaç kere bilemem yaşadım,yok inkar edemem bıktım, senle baş edemem ben zaman öyle de geçiyor hayat böyle de bitiyor ama umudum cennetten

7 Eylül 2011 Çarşamba

ruhsal tadilat nediyle kapalıyız !..

Birazdan okuyacağınız yazıyla dinlenmesi önerilen parça budur ey okuyucu !




tüm vücudum tam da bunu söylüyor bu aralar işte;"Ruhsal tadilat nedeniyle ka-pa-lı-yız !"

ama yookk nerde insanlar anlamak istemezlerse istersen alnına yaz kimse okumaz.
Bi de vücut dilinde yok efendim kolları bağlamak iletişime kapalı olduğumuzu hissettirirmiş karşımızdakine de gözler başka yere bakarsa konuşmak istemediğimiz anlamına gelirmiş de hikayeee...zorlamaya kararlıysa her türlü zorlar kaçışın yok yani...
Bu karşındaki herkes ya da herşey olabilir ;annen olabilir normalde heeerşeyini paylaştığın,erkek arkadaşın olabilir aşkından öldüğün,dostun olabilir yediğini içtiğini anlattığın,köpeğin olabilir zaman zaman herkesten iyi gelen,muhteşem bi tiremisu olabilir yerken kendinden geçtiğin ya da ne biliyim herhangi bağımlılığın olabilir; asla vazgeçemiyceğin sigaran,kahven.. kim olursa ne olursa olsun bazen oluyor işte kapalı oluyorsun hepsine !
Ama o inatla zorlaaar konuşucaktır seninle bi şekilde iletişime geçmek ister sıkıntını almak ister ya da sana öyle gelir o anlarda neyse ne sadece kesin olan bişiy varsa o da çok itici geldikleri gözüne öyle durumlarda...
"neyin var,söyle n'oldu,biri bişiy mi dedi,kim canını sıktı,şirkette mi bişiy oldu,kesin o dedi bişiyler,yok yok sen çok takıyorsun" yaa lanet olası bi sus sus da atayım sıkkınlığımı hiç bi sebep yok işte olsa aklımdan geçen milyon fikrin milyonunu da anlatan biri olarak mutlaka anlatırır di mi ? Hele annemin bu konudaki ısrarı azim mermer hikayesine dayanıyor artık olmayan şeyler anlatmak istiyorum sırf paylaştığımı hissetsin diye !
Bi de neymiş efendim niye gülmüyormuşum ya hocam ismimin anlamı gülümsemek diye genelde gülen bi insan da olsam hep de gülemem ya arada bi ifade değişiyor tabi ama suç bende ben alıştırdım insanlara hiç olumsuz hallerimi hissettirmemeye e hal böyleyken gülen surat gidince şaşırıyor insanlar...
Tamam biliyorum yanımda olduğunuzu hissettiriyorsunuz ama hep yanımdasınız biliyorum şimdi yalnız bırakın..Ve gerçekten sebep yok,kapalıyım bikaç gün;ne biliym oluyor işte insana bazen varoluşumuzu sorguladığımız,kendimizi baştan sona eleştirdiğimiz,kıyasladığımız,başka insanların hayatlarını düşündüğümüz zamanlar işte...
Bunu babamla konuştuğumda;"biz esnafların dükkanları sadece cenaze nedeniyle kapanır,dikkat et senin içinde de biri ölmüş olabilir" dedi.
Öyle olduğu için mi bu aralar kapalıyım bilmiyorum ya da kim ölmüş olabilir içimde onu da bilmiyorum,açtığımda nasıl devam ederim onu hiç bilmiyorum...Ya da şöyle düşünelim farz edelim ki biri öldü içimde kepenkleri kapatacağım kadar içimde olan ve artık hayatımda olmayan biri olmadı ki hiç bende.Yani insan eski çok samimi olmadığı,sadece merhabası olan bi arkadaşı ölse kapatır mı dükkanını ?Ne yalan söyliyim ben kapatmam.Öyle biri olmalı ki içimde ölen benimle özdeşleşmiş,bir olmuş,çok arabesk bi tanım olcak ama tek vücut olmuş biri olmalı,"yediğim her lokmanın yarısı onun hissi"ni duyacağım biri olmalı...ama üzgünüm babacım teorin tutmadı yok öyle biri olmadı yani henüz...
Bendeki çok basit işte yahu havadan,sudan,işten,monotonluktan sıkılmak şımarıklık başka bişiy değil,sadece biraz bulaşmayın lütfen :)

27 Ağustos 2011 Cumartesi

handelojizm


                  


İsmimiz aynı,aynı ay doğumluyuz,en sevdiğimiz renk mor,ikimizde istanbul'a sonradan katılanlardanız,hoşlandığımız mekanlar,eşyalar,tarzlar hep aynı,takıntılarımız birbirinin laciverti,canımızı sıkan insanlar aynı,bela paratonerlerimizin her daim açık oluşu bile aynı,tepkilerimiz,ani çıkışlarımız,..bunlar yetmezmiş gibi yaşadığımız şanslar uğursuzluklar bile hep aynı durumlar aynı dönemler...hande larousse terimler sözlüğündeki bütün terimler aynı,handelere yapılmaması gereken 279 kusurlu hareket,söylenmemesi gereken 768 cümlenin hepsiiii aynı....
Bunların dışında hande diyabet hastası(ymış) 23 yaşından beri,ben mi ? 4 ay önce 478 kan şekeri değeriyle hastaneye kaldırıldım o günden beri diyabet hastasıyım ha bu arada tam 23 yaşımdayım ( ! )
       Sayesinde çabuk kabullenip alışma dönemi girdim,şimdi öğreniyorum.Aslına bakarsanız o da tam anlamıyla bu sene öğrendi diyebiliriz.Ona da biri öğretti tabi henüz dünyaya gelmemiş biri,handenin içinden biri,...evet hande çiçeği burnunda bi anne adayı artık :)Anne adayı olan Hande ama sanki benim içimde de bişiyler büyüyor onunla birlikte çok garip bi his,tarif edemiyceğim bi sevinç bu...daha önce bi sürü kuzenimin,arkadaşımın çocukları oldu;aynı dönmeleri onlarla da yaşadım,onlarla da sevindim tabi ki ama handenin içindeki farklı !
        Ömrü hayatı boyunca sayılı rüya görmüş biriyimdir ve bebeği öğrendiğimden beri rüyalarımın %50si onla ilgili oldu tabi bunda muhteşem çift hande&barkhanın tüm anlarını belgesel tadında anlatmalarının da katkısı yadsınamaz ;)Nasıl mı ? Ultrasondaki  haline bakıp nokta kadar şeyi "aynı ben" diye yorumlayan barkhandan sonra çocuğun doğup,büyüyüp aynı hande olduğunu rüyamda çok net gördüm abi bu kadar mı etkilenilir ya...Bomba yorumlar bu kadarla bitmiyor tabi;milyonlarca spermin yumurtaya doğru ilerleyip,2milyonunun yumurtaya ulaşabildiğini ve sadece birinin yumurtayı çatlatıp döllenebildiğini anlatışları olaydı sayelerinde bunu aklımda canlandırıp o gece anlatamayacağım saçmalıkta bi rüya görmemse daha olay :)
ve bizim handeyle bundan çıkardığımız sonucu tahmin bile edemezsiniz;"aslında bu sperm yarışını kazandığımıza göre hepimiz hayata 1-0 önde başlamışız bunu düşünüp en zor anlarımızda bile motivasyonu yüksek tutmalıyız" nasıl ama ? :D geyik değil olm küçük hande de yarışın ilk etabını kazandı sıra yanımıza gelmekte...
...
buraya kadarını bu hafta başına kadar yazmışım bitiremediğim için yayınlamamışım,burdan sonrasını ise şimdi yazıyorum...
salı günü handenin büyüyen karnının fotoğrafını çektim,ipade yüklediği programları gösterdi bana;"12.hafta bebeğiniz fasülye kadar yok efendim 14.hafta bebeğiniz kuru erik kadar" falan diye...ertesi gün kontrolde junior handenin yanımıza gelmekten vazgeçtiğini öğrendik,malesef demiyorum aksine handeyi de yanına almak istemediği onu zehirlemediği için seviniyorum !
                  Annemle babam çocuk delisi olmalarına rağmen evliliklerinin ilk 5 yılı çocukları olmamış,ilk çocuklarıyım ve benim dışımda 4 kardeşim daha var;evet ironiye bakın ki 5 yıl çocuk bekleyen çiftin sonunda tam 5 çocuğu oluyor ! Bunu teselli maksatlı falan yazmıyorum kesinlikle sadece altını çiziyorum ve nette denk geldiğim bi paragrafla bitiriyorum ;

Karamsar olmak zor değil,
zor olan çılgın bir fırtınadan
sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir…
Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç,
bir tohumla baslar.
...En uzun yolculuklar ise, bir adımla baslar.
Gerçek sevgiler ise bir tebessümle baslar…
Annem her fırsatta çocuklarına güneşe doğru
zıplamalarını öğütlerdi.
güneşe ulaşamazdık ama hiç olmazsa
ayaklarımız yerden kesilirdi...

Zora Neala Hurston / Karamsar Olmak


6 Temmuz 2011 Çarşamba

Sevgili Gülgün,
Sen bu satırları okurken ben muhtemelen 5.uykuya geçmiş olucam ama sen yine de oku;

İnsanın bazen en yakınlarından ailesinden bile uzaklaşmak isteyesi bi firar edesi olur ya hani kimi sebeplerden hııh işte tam öyle bi anda ona gittim ne evdekilere söyledim ne iştekilere...e kimi sebep dediğim konu tabi ki malum konu ayrılık ( terkediliş demeyi yediremiyorum hala ) aslında öncesi var arkadaşlığımızın tabi ama insan cidden zor dönemlerinde tanıyormuş karşısındakini...ben de o enkazımda tanıdım onun gerçek arkadaşlığını,dostluğunu,anneliğini,yaşam koçluğunu,...
İki gün kaldım onda;masaya yatırdık benim ilişkiyi tüm evrelerini gözden geçirdik tek tek...onun ilişkisinden örnekler aldık bazen kıyasladık bla bla bla...sonra kafamda bitirdi ilişkiyi en az acıyla çıktım o enkazdan,çöpe attım bildiğin iki gün sonunda hiç bişiy yaşamamış gibi devam ettim kaldığım yerden nerdeyse tüm arkadaş çevremiz ortakken o öküzle...
Hadi bunu geçtim son enkazdan biraz zor kalkardım kiii yine yetişti kaldırdı beni hem de güle eğlene...evet evet annelik koçluk falan tamam da bi de çılgın yanı var ki sormayın;mağazaya doğum günümde başka bi öküzden gelen çiçeği çöpe atmak yerine yoldan geçen teyzelere mi vermedik onunla,cem adrian konserine gidebilmek için bilet savaşlarımı vermedik,hıdırellezleremi gitmedik,sabahlara kadar sohbet muhabbet dünyayımı kurtarmadık,kariyer planları yaparken kendimizi koskoca depoyu temizlerken toz kir içindemi bulmadık,buda* müdavimlerimi olmadık (*buda bir mekan ismidir ;),gecenin 4ünde pizza isteyip okanı izlerken uyuyamı kalmadık,çeşitli organizasyonlar için kendimizimi parçalamadık,ohhhoooo daha neler neler...
Herkes benim kadar şanslı olamaz bilyorum,onun benim için yaptıklarının onda birini ben ona yapamadım bunu da biliyorum  ama üstüne onun hiç bişiyi karşılıklı yapmadığını da biliyorum diyip yüzsüzlüğümü açıklamış oluyorum sanırım :D


Allah'ım hayatımda onun gibi biri olduğu için teşekkür ederim ve dilerim ki hep hayatımda kalsın...

2 Temmuz 2011 Cumartesi

bu kızı yeniden küçültmeliyim dönme dolaplara bindirmeliyim farkındayım farkındayım...


büyü büyü nereye kadar hocam ya artık yavaştan küçüleyim diyorum...bi 89 olmuşumdur zaten tamam abartmayalım o kadar olmasa da nerden baksan 40 hissediyorum elimde değil!Bu, çilekeş kader kurbanı olduğumu düşünmemle falan ilgili değil tabi ki ama hep böyle oldu;okul hayatım boyunca hep üst sınıflarla arkadaşlıklarım oldu ilkokul birinci sınıfta 3lerle,5lerle takılıyordum mesela ortaokulda etrafımda hep bi liseli tayfası bu böyle sürdü ilk işyerimde ben 20lerin başındayken iş arkadaşlarım 30ların demindeydi...şimdi müdürlerim 74lü falan mesai arkadaşlarım biçoğu evli barklı hatta çocuklu insanlar o derece yani :)
Böyle yaşça büyük insanların ortamlarında olduğum içinmidir bilinmez dışardan çok olgun,mantıklı,realist biri olduğum düşünülür hep aslında hayalperest,astığı astık kestiği kestik,hiç bir zaman yere basan fikirleri olmayan biriyken ;) anneme göre babamdan almışım hayalperestliğimi...haklı sanırım çünkü o öğretti bana hayal kurmayı ve hep "hayallerinize duvar örmeyin" derdi...hala öyle ama sanırım eski sevinci tadı yok gibi pek :// bi rivayete göre de arkadaşlarımda benim gibiymiş küçüklüğümden beri hep bi anormalite peşinde hep bi obsesiflik hali ve hep bi uçuk fikirler dünyasında...ve evet hala hepsi öyle ;) e bunlar yoruyo sanırım o yüzden bu yorgunluk halim şimdilerde,fazla olgun hissetmemim sebebi tam da bu olabilir.Peki napıyım şimdi geri mi sarayım yani,baştan mı alayım?..ya da bunlar sonra yorumlarım daha mı sıradan olmalı acaba normal tepkiler mi vermeliyim ki :S meselaaa...bi çok insan için sağlık kısmının sorun olduğu 397 olan kan şekeri değerimin neden 400 değil de 397 olduğunu düşünmem neden allahım bi de tek sayı ;397 ( ! ) acaba bi kaşık nutella yesem 400e tamamlarmıyım diye düşünmem pek sıradan değil kabul ediyorum...bunu düşünmek yerine ne yapsam da düşürsem demeliyim bunu da biliyorum.Neyse bu durumları ayrı konu başlığında incelemeliyim,hangi konu başlığımı.... "Obsesyon Kraliçesi Hande"
Bu aralar asıl düşündüğüm kendimi bildim bileli hiç olduğumdan küçük hissetmediğim;ne yaşım gibi hissettim ne de daha küçük...hani milletin ağzında sakız olan içimizdeki çocuk varya benimki hanginizin içinde...ya da biri benim elimden tutsun azcık çocuk gibi hissettirsin ya kıskanıyorum vallahi bi formülü,şifresi,kursu mursu varya öğretin biriniz...bende herkes gibi "içimdeki çocuk"lu cümleler kurmak istiyorum o muhabbetlere katılmak istiyorum (:
ya hiç mi bırak inceldiği yerden kopsun diye düşünmez insan yoook ben hemen daha sıkı bağla aman hııhh iyice diye önlem alayım!Belki de abla oluşumun etkisi vardır diyorum zaman zaman kardeşlerin kendiliğinden yüklediği sorumluluk psikolojisi falan hani...öyle ya da böyle bi ara şu koca kazığa minik kız gibi hissettirmenin yolunu bulmalıyım.
Derdim anlaşıldımı milleeeett;beni dönme dolaba bindirecek,piknik miknik saçma şeyleri sevdirecek,oyuncaklara oyunlara animasyon filmlerine karşı ilgimi oluşturacak,mıçmıç takılmayı ortamdan soyutlanmamayı öğretecek,bu ne ya ıyyy çocukmusunuz olm ben gelmem ben yapmam tavrını hayatımdan çıkartacak kankalar aranıyooooorrr ! müracat hayatıma ;)

3 Haziran 2011 Cuma

Nazım Hikmet Ran

Otobiyografi

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                                                         ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                                                         ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım
yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
                                                                                                                                  verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te,961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
                                                                             sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün,52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile çoğunluk binemiyor
operaya gittim çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye ama kahve falına baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha yakalanmam de şart değil
başbakan fakan olacağım da yok meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
                  başımdan neler geçer daha
                                              kim bilir

(11.9.'61 - Doğu Berlin)

26 Mayıs 2011 Perşembe

yorgunum,yorgunsun,yorgunlar-lar-lar

insanı yoran ne allasen ?
insanı yoran herşeyin,her günün bi şekilde "sıradanlaşması" aslında; "aynılaşması" yani..gece yatmanın,gündüz kalkmanın ritmik düzeni," - nasılsınız ? - teşekkürler,siz ? " diye başlayan diyaloğun sığlığı,herkesin birbirinin kopyası olması,...
peki ya kim sorumlu tüm bunlardan? Kimse ! Kendimiz dışında kimse sorumlu değil bu "bayatlama"dan..

18 Şubat 2011 Cuma

...bundan sonra ?

   
   "BUNDAN SONRA NE YAPMAK İSTİYORSUNUZ ?
    "hemde büyük harflerle...
    Açtığım yeni sekmede windowsun sorduğu soru hayatımı sorgulattı resmen :S
   Sunduğu seçenekler de hayatla ilgili aslında;kapalı sekmeleri yeniden aç ya da inprivate ile gözat ;)
son seçenekse beni benden aldı ; hızladırıcı kullan !
   
   Şakası bi yana olur ya hani bazı zamanlar,durursun böyle kalakalırsın oracıkda belki birgün,belki birkaç dakika,belki de kısacık bir saniye;bir an...hıh işte tam öyle kalakaldım monitörün önünde hem de şirketteki odamda!Eee dedim hakkaten şimdi n'olcak?tam da zamanı bu sorunun sağol be windows sen de olmasan hiç durup düşünmezdim bu aralar bunu;valla eyvallah...
Eyvallah eyvallah da bi de cevabını bulmama el atsaydın senden büyük yoktu bu alemde gerçi alternatiflerin var da ben pek emin olamadım yine de:S Yani mesela kapalı sekmeleri aç derken eskileri karıştır mı demek istiyorsun? ya da inprivate ile gözat derken bundan sonra karda yürü izini belli etme mi diyorsun?Hadi hepsini geçtim bi de alta eklemişsin ya "hızlandırıcı kullan" diye...Hocam orda takılı kaldım işte;tam orda!Tek anladığım;"bak kızım şaka maka her ne kadar daha başlarında da olsan 2o'li yaşların da bi sonu var,zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçer sonra bi de bakarsın bi baltaya sap olamadan önce 5 yıllık planların ardından koooskoca bi hayat geçivermiş sen de herkes gibi koşuştururken bu atmosferde bi yerlerde kayboluup gitmişsin...o yüzden kafayı kullan hazır taşı sıkıp suyunu çıkarabilecek kudretteyken(ayy bu windows da dede efendi ağzından konuşmasaydı iyiydi)emeklemeyi geç de koşmaya başla!"
veee bravo Windows bütün bu yorumlarınla beynimin tam meydanına ben diyim onlarca sen de binlerce soru işareti,ünlem,üç noktayı bırakıverdin;alkışlıyor ve önünde saygıyla eğiliyorum ayrıca yazımın başında ettiğim teşekkürümü de geri alıyor git başkalarının kafasını karıştır diyorum.
Sırada soru işareti beyimiz mi var tabi hemen yerini hazırlayalım;Cidden ben neyin peşindeyim,nereye gidiyorum,nerde 5 yıllık plan ya da neresindeyim planın;öznesi mi oldum yoksa sadece bikaç fiili mi " ? "
And finally 10 point goes toooooooo " ! "
Sayın ünlem hangi rolüyle mi aldı on puanı? Tabi ki sonuçlarla;bu kadar sorgu sual sonuç sanırım hala yerimde sayıyorum " ! " .


 

27 Ocak 2011 Perşembe

le pianiste

Artık Varşova'da bazı lokantalara,barlara,çeşitli parklara "Yahudiler Giremez" levhaları asılıyordu.Düzenli,güzel bir yaşantısı olan piyanistin ve ailesinin huzurları bozulmaya başlamıştı.Annesi,babası,kardeşleri ve Varşova'daki tüm yahudilerle Alman askerler tarafından çeşitli yerlere yerleştiriliyorlardı.Paraları tükenmişti,açlık sınırına gelmişlerdi.Birgün oturdukları yere Alman askerleri geldi ve tüm yahudileri küçük Getto'lara yerleştireceklerini bunun için de toplanmalarını söyledi;sert bir dille...Getto Almanların oturdukları yerden uzun,kocaman duvarlarla ayrılan küçücük bir bölgeydi ve tam üç yüz atmış bin yahudi buraya yerleşecekti.
Wladyslaw Szpilman ve ailesini de birkaç parça eşyaları ile birlikte tüm yahudilerin trenin gelmesini bekledikleri yere götürdüler.Bekledikleri yerde kimi sessizce olacakları bekliyor,kimileri Alman askerleriyle boğuşuyor,kimileri de ağlıyordu biçare...Kimileriyse çocuğuna içirecek birkaç damla su dileniyordu...
"nasıl yapabildim,nasıl yapabildim nasıl?" diye ağlayan kadın ise aralarındaki en kötüsüydü herhalde.Kadın,kocası ve bir bebeğiyle yaşıyormuş.Askeler evlerini basınca gardroba saklanmışlar,tam o sırada bebek ağlamaya başlayınca kadın askerler yerlerini bulmasın diye panikleyerek bebeğinin ağzını eliyle kapatmış.Bebek nefes alamayınca ellerinin arasında ölmüş...Durumu daha da kötüleştiren ise askerlerin tüm bunlara rağmen yerlerini bulması olmuş belki de!
Bunun gibi onlarca olay yaşamış insanlarla doluydu bekledikleri yer.Ve nihayet tren gelmişti.Piyanist ve ailesi trene doğru tüm yahudilerle birlikte ilerlemeye başladı.Bu izdihamın içinde bir asker eli piyanisti onların içinden çekip aldı ve bi süre sonra buraya yerleşimin tekrar olacağını biraz beklemesini söyleyerek trene binmesini engelledi.Bu asker piyanistin arkadaşıydı ve ona iyilik yaptığını sanıyordu.Ama Szpilman boşalmış şehirde tek başına kalmıştı,ne yapacağını bilmiyordu,hastaneleri,okulları,lokenataları ve bütün evleri dolaşıp yiyecek arıyor ve buldukları ile yetiniyordu.Birgün yine çatı katında kaldığı evin mutfağını karıştırırken bir Alman askeri onu gördü;
"- Kimsin sen?
- Wladyslaw Szpilman
- Bu boş şehirde tek başına ne yapıyorsun?" dedi,piyanist cevap veremedi ve öldürüleceğini düşünerek başını öne eğdi.
"- Ne iş yapardın? " diye devam etti asker,Szpilman ;
"- Piyanistim " dedi.Asker şaşkınlığını görerek bastırmak istedi ve odadaki piyanoyu göstererek çalmasını istedi,Szpilman çalmaya başladı.Bitirince öldürülüceğini düşünüyordu ama asker üzerindeki paltosunu çıkarıp piyaniste verdi ve gitti...Ertesi gün tekrar gelen asker elindeki paketi Szpilman'e uzattı ve;
"- Biz gidiyoruz,sana yiyecek getirdik,burda birkaç hafta sonra yahudi yerleşimi olacak" dedi ve gitti.Wladyslaw Szpilman birkaç hafta o yiyeceklerle idare etti ve askerin dediği gibi sonrasında yerleşimin olduğunu gören piyanist yeni bir hayata başladı tabi piyano çalmaya devam ederek...

inanç!..

"- Evren ne kadar büyük ?
- Sonsuz
- Nerden biliyoruz?
- Tüm veriler bunu gösteriyor?
- Kanıtlanmış mı?
- Hayır!
- Peki o halde nerden biliyoruz?
- Bilmiyoruz,inanıyoruz..."
...diyorlardı çok etkileyici bulduğum filmlerden biri olan 'A Beatiful Mind / Akıl Oyunları'nda Nobelli profesör John Nash'i canlandıran Russell Crowe ve eşini canlandıran Jennifer Connelly.
...bilmiyoruz ama inanıyoruz !
Çoğu şey öyle değil mi zaten hayatımızda?Yani bilmediğimiz ama tüm kalbimizle inandığımız bir yığın şey yok mu şu dünyada?!

20 Ocak 2011 Perşembe

içine bak !

İnsanoğlu mutluluğu hor kullanıyormuş...
Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler ; " saklayalım ,zor bulsunlar,zor buldukları için belki kıymetini bilirler" diyerek başlamışlar tartışmaya.Sorun büyükmüş;mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü!
Kimisi "Everest'in tepesine saklayalım" demiş,kimisi "Atlas Okyanusu'nun dibine"demiş...
Tac Mahal'in kubbesi,Mekke sokakları,İtalyan sofrası,bir hastanenin yeni doğan odası,dondurma küllahı,şarap şişesi,sigara paketi,lale bahçesi,..
Pekçok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...
Derken meleklerden biri " içlerine " demiş " içlerine saklayalım,kimsenin aklına gelmez içine bakmak " !
İşte o gün bügündür mutluluk insanoğlunun kendi içinde saklıymış !..

Mutluluk ?

Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar ?.. Yoksa bizler mi seçildik bu yaşantılara?..
Gecenin sessizliğinin delen fırtınanın uğultusu arasında aklımı karıştıran soru işte bu !
Hepimiz mutlu mu hayatında? Hayır..belki de yalnızca mutlu değil
mutlu ve hüzünlü,
mutlu ve kederli,
mutlu ve ağlamaklı,
ya da mutlu ve sitemkar...
...
ama hiçbirimiz yalnızca mutlu değil yaşantısında,peki ama neden?hatta neden diye sorgulamalımıyız?
Bilmiyoruz..
Kendi çıkarlarımız doğrultusunda önümüze konan hayatta sorgulamasızca yaşıyoruz işte...